Browse By

SİYASET ÜZERİNE DİNSEL TARTIŞMALAR

SİYASET ÜZERİNE DİNSEL TARTIŞMALAR

Siyaset üzerine bir çok çalışmalar, tartışmalar yapılıyor, yapılmasıda doğal ama siyasetin temel tartışmalarından bir olan ve tarih boyunca da sürekli tartışma-çatışmalara neden olmuş siyasetin din ile ilişkisini ortaya koymamız gerek.

Gündem hızla değişirken, laiklik ilkesinin anayasada olup olmaması tartışılıyorken, aslında laiklik – din ve siyaset ile ilişkisinin doğru tanımlamamız lazım. Siyaset, dinle birlikte mi yapılır, dine rağmen mi yapılır yoksa din için mi yapılır?

Siyaseti dini argümanlar ile süslemek, siyasetininde  temel amaç ve hedefinin yine kendi amaç ve menfaatleri için yapan kişinin, dini bu süreç içinde kendi menfaati için kullanmış olmaz m?

Din siyasetin bir aracı olmaz. Ancak Din konusu, siyasetin temel çıkış noktası olabilir. Bu zaten inandığımız değerlerin, ilk dönem İslam Site devletinde (Hz.Muhammet ve 4 halife döneminde) görebiliriz. Laikliğin masum tanımında, farklı dinlere inananlara saygılı olma, onları birşeylere zorlamama ilkelerini ta o zamanlar kabul edilmişti.

Dinden dönenin öldürülmediği, başka bir dine mensup olduğu için dışlanmadığı, hor görülmediği bir dönemdi. Ondan sonra gelen halkının büyük kısımının Müslüman olduğu devletlerin bunu tam olarak sağlayamadığını biliyoruz.

Mezhepsel ayrımlar, dinin farklı yorumlaşını, aşırıcılar, fundamentalist düşünce yapıları, mevcuy iktidarda olan düşüncenin tarafı olmuş, dinin devlet yönetiminin  güdümüne girdiğini gösterir.

Halifelik ve yöneticilik ünvanlarının birleşmesinin bir sorun olmadığını ama yöneticinin ve çevresinin düşüncesinin halifelik ünvanlığı tarafıyla, halifelik inancına ve onun dinsel kimliğine inanmayanlar için sorunlu dönemler yaşandığını tarih boyunca görmemiz mümkün.

Fransız ihtilaliyle yeniden şekillenen din-iktidar ve siyaset ilişkisinin aldığı son durum esasında bizim tarihsel geçmişimizde zaten var olan değerleri barındırır nitelikteydi. Yalnız Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyetine geçerkenki izlenen radikal politikalar ve uygulamalar, laiklik ilkesinin, toplumun dindar, mutasıp kesiminde bir dinsizlik olarak algılandı.

Aslında bunda 7-8 yıl önceki tartışmalarda ortaya çıkan ve kabul edilen ‘kişi laik olmaz, devlet laik olur’ ilkesi varılan güzel bir sonuçtu. Çünkü kişi inandığıyla yaşamak zorunda olabilir ama devlet bir uzlaşma, ortak alan noktası olduğundan tüm inançlara karşı belli bir mesafede yada eşit durumda olması kişilere daha mantıklı bir tutum olabilir.

Bir kişi ortaya çıkıp, ‘Ben laik bir insanım’ demesi, evet her düşünceye saygımız var ama  kişinin illa da her farklı dine karşı eşit mesefade olması beklemek doğru olmaz. Burada bunu devlet tarafında beklemeiz gerekir.

Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
1980 ÖNCESİ MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

1980 ÖNCESİ MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Türk Siyasal hayatının önemli parçalarından biri olan MHP’nin tarihsel sürecini ve 1980 darbesine kadar süre...

BÖLGE VE BÖLGE YEREL YÖNETİM KAVRAMI

Bölge ve Bölge Yerel Yönetim Kavramı Bölge kavramının tam olarak tanımını yapmak zor görünmektedir. Örneğin, fiziksel ya da kültürel nitelikleri...

HİTLER VE ÖLDÜREN KARİZMA

HİTLER VE ÖLDÜREN KARİZMA Hitler, İnsanoğlunun görebileceği en kaddar, en vahşi lideriydi. Faşizm, en güçlü uygulayıcılarından biri olmuş, 12 yıl...

Kapat
ücretsiz ilan