Browse By

SİYASET SOSYOLOJİSİ

SİYASET SOSYOLOJİSİ

Siyaset, devlet ve meşru iktidarın ve diğer tüm yöneticilerin bir yönetim sistemi içerisinde yaptığı faaliyetlere siyaset denir. Sosyoloji ise toplumların yapısal özelliklerini belirler, sınıflama yapar ve bir sonuç çıkarır.

Her ikisininde konusu aslında toplumlardır. Sosyoloji biliminde 3 temel esas vardır; Gözlem, sınıflandırma ve yorum. Gözlenen olayların sınıflandırılması sonucunda değişmez, her yerde geçerli neden-sonuç ilişkilerine varılabiliyorsa bu bilimsel yasa demektir.

Tabi tüm sosyal bilimlerde bir tarafsızlık veya bir tarafı tutmama durumu olamaz. Nedeni, sosyal bilimler yorumsal ve çıkarsamalarla işleyen, bir lavabatuar ortamı olmayan bir disiplindir. Fen bilimlerinin alını sonucu net bir olay iken, örneğin 2+2:4 eder, ama bir bir toplumda uyuşturucu kullanımının artmasını nedeni nedir? Derseniz, buna birçok sosyoloğ farklı nedenler gösterebilir. Sosyal bilimlerde sosyoloğ, olayları analiz ederken son noktada kendi hayat görüşünün çıkaracağı analize etki etmemezi içten değildir. Başarı kıstası ise bu etkinin çok mu az mı olmasıdır. Bu dengeyi iyi oturtan sosyologlar başarılıdır diyebiliriz.

Kısacası, özetlediğimiz bu nedenlerden dolayı, toplum bilimlerinde kesin bir determinizmden çok değişken determinizm vardır. Örneğin az gelişmiş bir ülkede diktanın mutlaka ilerici olacağını söyleyemeyiz. Çünkü üretim düzeyi bir siyasal rejimin niteliğini belirleyen önemli etkenlerden biridir.

Siyaset Sosyolojisi nedir? Tarihsel gelişimi ve Kimler bu konularda Çalışmalar Yaptı?

Aslında siyaset sosyolojisi terimini basite indirirsek, her toplumun kendine göre özellikleri , toplumsal yapıları ve ahlaki sistemleri vardır. Sosyolojik, psikolojik, genetik ve geneleksel yapı farklarının olması, o toplumların devlet sistemlerinin, kanunlarının farklılaşmasına neden olur. Çünkü toplumlar ve özde insan bir sosyal ortam içinde bir kimliği olduğu gibi, geniş anlamda bir toplumda diğer tüm toplumlar arasında kendine ait olan, ona has olan özellikleri vardır. Bu özellikler de devlet yönetim sistemlerine etki eder.

Bunu en iyi anlatan kişi İbn-i Haldun’dur. İbn-i Haldun, bazı batılı kaynaklarında sosyolojinin kurucusu olarak geçer. Devlet ve iktidar kavramlarını bilimsel bir yaklaşımla incelemiştir. Oysa aynı çağın batılı hristiyan düşünürleri olaya dinsel açıdan bakıyorlardı. İbn-i Haldun’un günümüzden 600 yıl önce ekonomik etmenlerin toplumsal olaylar ve toplumsal olguların da siyasal sistemler üzerindeki etkisine eğilmiş oluşu önemlidir. Tarihi, bir masal anlayışı içinde ele almamış, olayların nedenlerini ve nasıllarını derinlemesine incelemiştir. Karl Marx’tan önce toplumları üretim biçimlerine göre ayıran İbn-i Haldun’dur.

Siyasette Etki Eden Etmenler

İklim

İklim ve siyasal davranışlar arasındaki ilişki Aristo’dan beri insanların ilgisini çekmiştir. Aristo’ya göre, soğuk ülke insanları cesaretli ama az zeki, sıcak ülke insanları zeki ama az cesaretli, ılıman iklimdekiler ise hem zeki hem cesaretlidir. Özgürlükle soğuk iklimin, boyun eğme ile sıcak iklimin ilişkisini ortaya atan Aristoteles’tir. Avrupadaki soğuk ülke insanları bağımsızlığını korur ama siyasal örgüt yoktur. Oysa asyalılar zeki, bulucu ama az cesaretlidir. Bu yüzden hüküm altındadırlar. Bunların ortasında bulunan Elen kavmi ise hem cesur hem zeki, dolayısıyla bağımsız yaşar, bütün dünyadan daha iyi idare edilir.

 

İbn-i Haldun, Aristo’nun çözümlemesini daha ileriye götürür. Mukaddime adlı eserinde havası sıcak olan iklimlerde yaşayanların çabuk sevinip neşelendiğini bu nedenle hafiflik ve düşüncesizlik oluştuğunu söyler. Deniz kıyılarındaki halk da az bir ölçüde oyun ve eğlenceyi sever. Tunus’lu düşünür aynı enlemde olan Mısır-Cezayir halkları arasındaki farka dikkat çekiyor. Hafiflik, sevinç, neşe ve işin sonundan haberi olmamak durumu Mısırlılarda ağır basar. Mağrip Fas dağlarına yakın bulunduğu için havası soğuk olur ve halkın kaygılı, gözlerini yere dikerek bakan ve dilsiz gibi bir halde görünüldüğünden bahseder. Bunlar geleceği çok düşünür. Haldun, büyük yerleşim merkezlerinin ancak ılıman iklimlerde kurulabildiğini ve uygarlığın gelişimini bu durumun kolaylaştırdığını söyler. Ilıman iklim insanlarının görünüm, ahlak, din ve sanat gibi alanlarda diğer iklim kuşaklarındaki insanlardan daha ileriye gitmiş olduklarını savunur.

Montesquieu, diğer iki düşünürün son durağıdır. Konuyu geliştirip iklimler kuramını ortaya atan o olmuştur. Ona göre soğuk iklim kalbi ve kasları güçlendirir. Bu nedenle soğuk iklim insanı kendine güvenen, cesaretli, üstünlüğünü bildiği için intikam hissi az olan, açık sözlü, daha az kuşkucu, daha az hilecidir. Ona göre bir insanı sıcak ve kapalı bir yere koyun hemen kalbi sıkışır, baygınlık geçirir. Sıcak ülke insanları yaşlılar gibi utangaçtır. Soğuk ülke insanları ise gençler gibi cesaretlidir. Son savaşlara dikkat edilirse kuzey ülkelerinin insanları güney ülkelerine geldiklerinde kendi iklimlerinde savaşan yurttaşları kadar başarılı olamadıkları görülür. İklimin kölelik ve özgürlükte de rol oynadığını düşünür. Yani sıcak ülke insanları korkaktır ve köle durumundadır. Soğuk ülke insanları ise özgürdür.

Coğrafi Konum ve Genişlik

Aron ve Montesquieu bu alandaki görüşlerini şöyle açıklamışlardır. Büyük ve uzun ömürlü imparatorluklar geniş alanlara ihtiyaç duyar ve bu nedenle asyada böyle imparatorluklar var olmuştur. Avrupada ise çok geniş boşluklar, ovalar olmadığından uzun ömürlü egemenlikler olmamıştır. Avrupada doğal bölünmeler, sınırları geniş olmayan küçük devletler kurulmasına neden olmuştur. Asyada ise köle ruhu olduğundan ufak devletler oluşmamıştır.

İngiltere’nin de adalardan oluştuğu için savunulması kolay bir ülke olduğunu ve uzun yıllar bir ordu beslenmesine gerek olmadığını söylemiştir. Kral derebeyler üzerinde mutlak bir hakimiyet kuramadığı için demokrasi daha kolay sağlandı. Adada yaşayanlar özgürlüklerine, karada yaşayanlardan daha düşkündür. Genel olarak adaların alanı daha küçüktür, halkın bir bölümü öteki bölümünü baskı altında tutmak için kullanılamaz.

ABD örneği, güncelliğini daha çok koruduğu için belki daha ilginç sayılabilir. Amerika’yı diğer toplumlardan ayıran temel özellik sınıf bilincinin bir türlü gelişememiş olmasıdır. Çünkü bir kıta genişliğindeki ülke herkese yetmiş fakat doğuda yer azalınca ülkenin batısı akla gelmiştir. Vahşi Batı’da bir yolunu bulup zengin olma fırsatı, cesareti ve aklı olan hemen herkese açık kalmıştır. Bu durumun daha sonraları da devam etmesinin nedeni Amerikan kapitalizminin dünyayı ele geçirmiş olmasıyla ilgilidir.

Önemli bir kuram da İngiliz coğrafyacısı Mackinder tarafından ortaya atılmıştır. Rus topraklarının bir bölümünü dünyanın kalbi, avrupa, asya, ve afrikayı da dünyanın adası olarak adlandırıyor. Doğu avrupayı elinde bulunduranın dünyanın kalbine, dünyanın kalbini elinde bulunduranın da dünyanın adasına, dünyanın adasını elinde bulunduranın ise tüm dünyaya hükmedeceğini söylemiştir. Fakat bu kuram en başta ABD’nin durumu ile çelişir.

Montesquieu’ya göre cumhuriyetin küçük bir ülkede olması mümkündür. Böyle olmazsa cumhuriyetin yaşaması imkansızdır der. Saltanatla yönetilen bir ülke de orta büyüklükte olmalı.

Doğal Kaynaklar ve Rejimler

Doğal kaynakların zenginliği ülkenin zenginliği anlamına gelir. Zenginliğin, bolluğun siyasal yaşamdaki çatışmaları yumuşattığı, barışçı eğilimleri güçlendirdiği genellikle söylenebilir. Önemli hammaddelere sahip olan ancak bunları işletecek teknolojiye sahip olmayan ülkelerde, bu kaynaklardan yararlanmak isteyen dış güçlerin çekişmesini ve bağımlılığı güçlendirecek bazı siyasal gelişmeleri peşinden sürüklemesi kaçınılmazdır. (Örneğin 1953 yılında İran’daki petrol kaynaklarını millileştirme siyaseti güden başbakan Musaddile’nin dış güçlerce devrilmesi)

İbn-i Haldun, doğal kaynakların beslenmeyi, beslenmenin de insanların yapılarını ve davranışlarını etkilediğine inanıyordu. Ona göre doğanın çok cömert olmadığı bölgelerde yaşayan insanlar göçebe olmak ve gıdalarını hayvanlardan sağlamak zorundadır. Ama bu insanların bedenleri, ahlakları, eğitim ve bilime yatkınlıkları, verimli yerlerin halkından çok daha iyidir. Aşırı beslenme ise her bakımdan zararlıdır. Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez, onları alışmış oldukları tokluk öldürür.

Montesquieu ise toprak yapısı ile siyasal rejim arasında doğrudan bağlantı kurar. Afrika’nın kısır toprağı halkın sevdiği hükümeti, Sparta’nın verimli toprağı ise soylular yönetimini işbaşına getirir. Verimli ovalarda güçlü olan zengin olandır ve diğerleri ona boyun eğer. Oysaki dağlık bölgelerde insanların yitirmekten korktukları tek şey özgürlüktür.

Toynbee ise zengin kaynakların bazı durumlarda toplumların evrimini olumsuz yönde etkilediğini öne sürer. Kolaylıklar uygarlıklar için yıkıcıdır. Uygarlığı iten güç, ortamın düşmanlığı ile orantılı olarak artar. Dolayısıyla kolay coğrafi koşullar, kişileri tembelliğe itmekte, sonunda da uygarlığın gelişimi yavaşlamaktadır. Çünkü insanlar zorluklarla savaşa savaşa güçlenirler ve güven kazanırlar. Aşırı zor bir ortam ise mutsuzluk, kadercilik ve hareketsizlik meydana getirir.

Bu son paragraftaki kuramda gerçeklik payı olmasına rağmen, birkaç yüzbin nüfusu olan Kuveyt’in uluslararası alandaki önemi petrol kaynağıdır. Zengin doğal kaynaklar bazı dış güçlerin iştahını kabartmakla beraber başkalarının ürettiği teknolojiyi alma olanağı da verir.

 

 

 

 

Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
TERÖR TOPLUSAL YAPIYI BOZMAK İSTİYOR

Terör Toplumsal Yapıyı Bozmak İstiyor   Yılbaşı gecesi, İstanbul’da dünyaca ünlü olan bir gece klubüne, ağır otomatik silahlar giren bir...

SURİYE MESELESİNDE GELİNEN SON NOKTA

SURİYE MESELESİNDE GELİNEN SON NOKTA Öncelikle 1 aya  yakın bir zamandır, yazın hayatından uzakta kaldığım için yazmayı özlemişim. Ama kaçırdığım...

ABD’DEN HABER VAR

ABD’den hafta başında haberler geldi. Bir an için toplumun bir kesiminin çok sevindiğini gördük. Ama neyin ne olduğunu anlamamız, biraz...

Kapat
ücretsiz ilan