Browse By

MİLLİYETÇİLİK İDEOLOJİSİ NEDİR? ÇEŞİTLERİ VE KÖKENİ NEDİR?

1.MİLLİYETÇİLİK İDEOLOJİSİ

Kökenleri ve gelişimi:Millet kelimesi 13.yüzyıldan beridir kullanılan ve Latince doğum anlamına gelen ‘nosci’ kelimesinden türer.Özgün kullanımıyla ‘millet’ hçibir siyasi atıf taşımamakla birlikte, bir insan türüne, ırkına işaret eder.Esasında Milliyetçilik terimide 18.yüzyıl ve sonlarına doğru yani Fransız Devriminin hem öncesine kadar pekte kullanılmamış bir terimdir.Ve siyasi karşılığı pekte olmayan bir terimdir.

 

Milliyetçilik firki ilk olarak Fransız Devrim (1789)’da doğdu.Bu döneme kadar ülkeler, hakimiyet alanlarına prenslik,krallık olarak isimlendirirlerdi.Ülke halkıda bir ırksal kimlik yerine, yönetici veya hanedan,hanedanlığa bağlılıklarını gösterirlerdi.Yani milli kimlik,vatanseverlik gibi terimler ortaya çıkmıştır.Franszı devrimiyle beraber milli kimliğe dayalı bir yönetim biçimi gelişti ve çok uluslu imparatorluklar yıkılmaya başladı.Bu dönemde Milliyetçiler ise muhafazakarlar (Kral taraftarları Fransada) karşı karşıya gelmişlerdir.Bu Fransız Devriminin etkisiyle Avusturya-Macaristan ve Osmanlı devleti parçalanmaya başlamış ve Avrupa Siyasi haritası yeniden çizilmiştir.Bu değişim süreci 1. Ve 2. Dünya savaşlarında yükseliş trendi en tepe noktasına varmıştır.

 

1.Dünya savaşının nedenleri arasında birçok küçük Avrupa Ülkelerinde birbirleriyle sürtüşmeleridir.Bu tetiklemenin sonunda 1.Dünya Şavaşı olmuştur.Sonrasında ise her ülkede (yenilen-kazanan) gerek ekonomik bozukluklar, gerekse yönetime karşı hoşnutsuzluk, kriz dönemlerinin bir ideolojisi olan aşırı milliyetçiliği, Faşizmi doğurmuştur.Almanya, İtalya gibi ülkelerde Faşizt dikdatörlükler kurulmaya başlamıştır.

 

19.yüzyıl ve 20.yüzyıl başlarında Milliyetçiliğin gelişmesi, birçok bölgede yeni toplumların inşasına neden olmuştur.Bu hem yeni devletin ortaya çımasında, hemde yeni sorunların ortaya çıkmasında, hemde yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.Bu nedenle tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak, olayları, uluslar arası  arenada barışçıl yollar ile çözmek için 1.Dünya savaşından sonra Milletler Cemiyeti kurulmuştur.Bu kurum daha sonra Birleşmiş Milletlere dönüşecektir.Yalnız,bu kurumsallaşmada bir işe yaramamış,2.Dünya savaşına neden olmuştur.

 

Artık günümüzde bazı düşünürlere göre Milliyetçilik salt bir ideoloji olmaktan çıkmak üzeredir.Çünkü her ideolojinin bu ideolojiyi kapsayabileceği varsayılır.Öte yandan Milliyetçilik ideolojisine uluslararsı siyasetten baktığımızda özellikle Avrupa’nın birçoğu da aşırı milliyetçilerin yükselişte olduğudur.Fransa’da Ulusal Cephe, Almanya’da PEGİDA, Yunanistan’da Altınbaşak,İngiltere’de UKIP. Her zaman ve her koşulda toplum gözünde belli bir oy kapasitesi vardır.Milliyetçilikle beraber yeni kavramlar ortaya çıkmıştır.

 

1.Miilet

2.Organik Toplum

3.Kendi Kaderini Tayin etme

4.Kimlik Siyaseti

 

Millet Kavramı

 

Kavramın ortaya çıkmasından sonra da ulus-devlet anlayışı içinde millet kelimesinin neyi kastettiği tartışmalı bir konu olmuştur.Günlük kullanımda ‘millet’ ,’devlet’,’ülke’ ve hatta ‘ırk’ gibi kavramların birbirleriyle  karıştırılır ve adeta birbirleriyle dönüşümlü anlamlar içeriyormuş gibi kullanılır.Pek çok siyasi çatışma, bunun ötesinde, belirli bir insan grubunun millet sayılıp sayılamayacağı ve millet olmanın gerektirdği hak ve statülerden faydalanıp faydalanamayacağı noktalarında odaklanmaktadır.En temel düzeyde milletler, ortak olarak paylaşılan değerler ve geleneklerin bir araya getirdiği insanların oluşturduğu kültürel varlıklardır.

 

Milletin oluşması ve ortaklıklar dil,din,ırk birliğidir.Irk birliği net olarak bir unsur olmasada bazı milliyetçilik anlayışlarında temel teşkil edebilir.Örneğin,Nazi dönemi Almanyasında milliyetçiliğin esas teması bir ırk unsurudur.

 

Subjektif ve objektif millet kavramları zamanla oluşmuştur.Subjektif daha kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışı iken, objektif milliyetçilik anlayışı ise daha çok ırk temelli bir anlayıştır.

 

Organik Toplum

 

Milliyetçiler,milletin tanımlayıcı özellikleri hakkında anlaşmazlığa düşşelerde milletlerin organik toplumlar oldukları inancında hem fikirlerdir.İnsanoğlu farklı bir ifadeyle, her bir farklı ve kendine özgü bir karakter ve ayrı bir kimliğe sahip bulunan milletlerin toplumlarına bölünür.Milliyetçi iddiya göre bu durumun nedeni ‘daha yüksek’ sadakat ve daha derin siyasi önemin farklı bir sosyal grup yada kollektif organdan ziyade, ‘millet’ kategorisnde atfedilmesidir.Halbuki örneğin, sınıf,cinsiyet,din ve dil belirli bir toplumda belli koşullarda önem taşıyabilirken millet olmak için daha önemli görülmektedir.Milli bağlar ve bağlılıklar tüm toplumlarda bulunur, zamanla daha da güçlenir ve güdüsel ve hatta ilkesel düzeyde işlevler yerine getirir.

 

Kendi Kaderini Tayin Etme (Self-determinasyon)

 

Siyasi bir ideoloji olarak milliyetçilik, ancak milli topluluk fikrini milli egemenlik doktriniyle yüzleştiği Fransız İhlalleriyle ortaya çıkmıştır.Bu ihtilal, modern milliyetçiliğin babası olarak nitelendirilen J.J.Rosseau’nun eserlerindne etkilenmiştir.Rosseau millet sorununu tartışmamış ve milliyetçilik olgusuna değinmemiş olmasına rağmen, kendisinin

geliştirdiği ‘genel irade’ fikri ve bu fikir üzerine kurguladığı  ‘milli egemenlik’  kavramı , milliyetçilik doktirini doğuran bir tohum haline geldi.

 

Genel irade, toplumun ortak yada kollektif çıkarı ve herkesin bir etkiye karşı birbirinden habersiz olarak ve kendiliğinden yaptığı fiilerin ve ortaya koyduğu tepkilerin toplamından ibarettir.Rosseau yönetimin, kralların mutlak iktidarına değil, tüm toplumun bölünmez kollektif isteğine bağlı olarak şekillenmesini savundu.Fransız İhtilali boyunca söze edilen bu inançlar, Fransız halkının yadsınamaz hak ve görevleri olan ‘vatandaşlar’ oldukları ve bundan böyle kraliyet iktidarının ‘tebaları’ olarak görülemeyecekleri şeklinde mütemadiyen yansıtıldı.

 

Diğer bir unsurda ‘milli devletler bir milletin yabancı idareden kurtulmasına ve kendi kaderini tayin imkanına kavuşmasına yol açan bağımsızlık mücadelesi sayesinde kurulabilir.Örneğin, Polonya tarihin büyük bir bölümü, çeşitli yabancı güçlerin kontrolünden ard arda gelen kurtulma ve bağımsızlık çabalarına tanıklık etmiştir.

 

Kimlik Siyaseti

 

“Milliyetçiliğin istisnasız tüm şekilleri, kimlik meseleleriyle doğrudan bağlantılıdır.Milliyetçilikle kurgulanan siyasi hedefler her ne olursa olsun , millet olma bilince, genelde vatanseverlik olarak algılanan kollektif kimlik duygusuna dayanır.Siyasi milliyetçilere göre toprak,din v e dil gibi objektif unsurlar irade,hatıra ve vatansever bağlılık gib sübjektif unsurlardan daha önemli değillerdir.Bundan dolayı milliyetçilik sadece siyasi hedefler öne sürmekle kalmaz, aynı zamanda insanlara kim olduklarını empoze eder.Bu yolla milliyetçilik insanlara bir tarih verir.İnsanlar için sosyal bağlar ve kollektif bir ruh uydurur be bireysel varoluşun ötesinden bir ortak kader duygusunu yaratır.Gerçektende bu yaratılan milliyetçiliğin etkileyici unsurlarının gücü ya da siyasi bir inanç olarak milliyetçiliğin mutat olmayan başarısını tanımlayan doktrinin görece zaafıdır.

 

Liberal Milliyetçilik ; Fransız ihtilaline kadar giden ve bu devrimin temel değerlerini taşıyan, milliyetçiliğin en eski şeklidir.Bu fikirler hızla tüm Avrupaya yayılmış ve İtalyan birleşmesinin  ‘peygamberi’ olarak bilinen Giuseppe Mazzini tarafından veciz şekilde ifade edile gelmiştir.Liberal milliyetçiliğin temel fikirleri genel irade mefhumuyla özgün olarak ifade edilen, halk eğemenliğinin savunucusu olan J.J.Rousseu tarafından şekillenmiştir.19.yüzyılın ilerleyen dönemlerinde halk egemenliği fikri liberal ilkelerle bütünleşmiş ve bu bütünleşmeyi, otokratik ve baskısı çok milletli imparatorlukla savaşan milliyetçiler gerçekleştirmiştir.Yani ilk milliyetçiler, Kral taraftarı değil,özgürlükçü , liberal tarafa olmuşlardır.Bu nedenle muhafazakar (kralcı) taraf ile çatışmışlardır.

 

Muhafazakar Milliyetçilik

 

  1. yüzyılın başlarında muhafazakarlar milliyetçiliği düzene ve siyasi istikrara tehdit oluşturan radikal ve tehlikeli bir güç olarak algıladılar.Bununla birlikte Çar 3.Aleksandar ve Bismark gibi muhafazakar devlet adamları otoritelerini güçlendirmek için ve doğal müttefik olarak gördükleri  milliyetçilere sempati duydular.Bu da yeni bir milliyetçi akımı başlattı.Muhafazakar  milliyetçilik, millet-inşa  süreçlerinde ki devletlerden ziyade kurulu milli devletlerde daha fazla gelişme eğilimindedir.Muhafazakarların dikkati, evrensel milliyetçilikten çok, milli vatanseverlik kavramında ifadesini bulan sosyal bütünlük ve kamu düzeni üzerine yoğunlaşmaktadır.Muhafazakarlara göre toplum organiktir.Muhafazakarlar, milletlerin, aynı bakış açışına, alışkanlıklara ve bizzat görünüşe kendileri olarak meydana çıkarmaya sahip olanlarla birlikte hayata arzusundan doğal olarak doğduğuna inanırlar.Zira, insanların, ancak milli topluluk içinde anlam ve emniyet arayan sınırlı ve kusurlu varklıklar olduğuna inanırlar.Bundan dolayı, muhafazakar milliyetçiliğin ana teması, özellikle sosyalistlerce ortaya atılan ve bölücü bir fikir olan sınıf dayanışması mefhumuna karşı koyucu olarak yurtsever sadakati ve ‘ülkeyle gurur duyma’ melekelerini canlandırarak milli birliği muhafaza etmektedir.

 

 

Yayılmacı Milliyetçilik

 

Pek çok ülkede milliyetçiliğin baskın imajı, milli self determinasyonun getirdiği olumlu havanın aksine , saldırganlık ve militarizmdir.Miliyetçiliğin saldırgan boyutu 19.yüzyılın sonlarında bariz bir biçimde ortaya çıktı.Çünkü Avrupalı güçler,milli görkem ve ‘genişteki yerini koruma’ uğruna ‘Afrika kapışması’na tutuştular.19.yüzyıl sonralaronda baş gösteren emperyalizm,halk destekli milliyetçiliğin iklimiyle desteklenmesinden dolayı daha önceki sömürgeci yayılmadan farklılaşır.Milli prestij, imparatorluk sahibi olmakla artar ve her sömürgeci zafer, kamusal desteği ve tasvibi artırır.

 

Bu kabil milliyetçiliğin,liberal milliyetçilikten en önemli farkı, üstünlük ve baskı inancından kaynaklanan şovenist karakteriydi.Şovenizm terimi, kendini fanatik bir biçimde Napoleon adayan bir Fransız askeri olan Nicolas Chavin den türemiştir.Milletlerin kendi kaderlerini tayin haklarında eşit olmadıkları, bazı milletlerin ötekilere karşı üstünlüklerini kaçınılmaz ve zorunlu kılan nedenlere ve niteliklere sahip oldukları inancı şovenizmin belkemiğini oluşturmuştur.Bu fikirler bir ırksal ve kültürel üstünlük ideolojisince haklılaştırılan Avrupa Emperyalizminde açıkca görülüyordu.19.yüzyıl Avrupasında Avrupa ve Amerika’nın ‘beyaz’ halklarının, Afrika ve Asya’nın ‘siyah’ ‘sarı’ ve ‘kahverengi’ haklarından entelektüel ve moral açıdan kıyas kabul etmeyecek derecede üstün oldukları inancı, geniş ve yaygın kabul gördü.

 

Milli şovenizm daha çok,Almanya ve Rusyada daha çok gelişti.Rusyanın pan-slavizm politikasıyla güneydoğu Avrupa’da bir hakimiyet kurma çabası vardı.Almanya’da ise 1.Dünya saaşından sonra 1930’lardan sonra Nazilerin iktidara gelmesidir.

Bu yazı kaynak sitemiz Siyasetvakti.com ‘un forum bölümü olan Siyasetvakti Ansiklopedisi bölümünden alınmıştır.

Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
TERÖR TOPLUSAL YAPIYI BOZMAK İSTİYOR

Terör Toplumsal Yapıyı Bozmak İstiyor   Yılbaşı gecesi, İstanbul’da dünyaca ünlü olan bir gece klubüne, ağır otomatik silahlar giren bir...

YENİ PATRON DONALD TRUMP OLDU

Tüm dünyanın sonucunu merakla beklediği, Abd başkanlık seçimi sonuçları bu yazının yazıldığı dakikalarda yüzde yüz açıklanmasa da, Donald Trump'ın başkanlığının...

KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ: SİVAS KONGRESİ

Sivas Kongresi Amasya Genelgesi’nde kararlaştırıldığı gibi kongre, 4 Eylül’de toplanmıştır. İstanbul Hükümeti ve işgal güçlerinin engellemeleri nedeniyle katılım oldukça az...

Kapat
ücretsiz ilan