Browse By

İNSAN HAKLARI

İNSAN HAKLARI

İnsan hakları sadece insan olmak nedeniyle sahip olunan haklar olarak devlet hukukundan önce gelirler ve bağımsızdırlar. Bireyin eksiksiz gelişimi için gerekli bir koşul olarak insan hakları ancak demokratik bir düzen içerisinde kendi yerini bulur. İnsan hakları kurallarında eşitlik temeli vardır, evrenseldir ve bu nedenle yüksek ahlaki niteliğe sahiptir. İnsan onurunu güvenceye alan bütün kurallar insan hakları kapsamına girer. İnsan onuru ise, hukuk kurallarının adalete uygunluğunu, alınan kararların doğruluğunu ölçmenin en önemli aracıdır. İnsan değerini korumayı ve insanın maddi ve manevi gelişmesini amaçlayan üstün kurallar bütünü olarak insan hakları kuralları, bütün ülkelerde devlet birey ilişkilerinin belirleyicisi, uluslararası düzlemde de dünya barışı ve adaletinin temelini oluşturur. Hiç kimse, hiç bir kuruluş ya da devlet, “özgürlükleri yok etme” özgürlüğüne sahip değildir. İnsan haklarının yok edilmesini amaçlayan hiçbir kural ya da eylem geçerlilik kazanamaz. Hakların kullanılmasında bireyin zarar görmemesi, zedelenmemesi devletin gözetimi ve sorumluluğu altındadır. İnsan haklarının korunması öncelikle bireyin korunması anlamına gelir ve bu korumanın birinci derecede sorumluluğu devlete aittir. KİŞİ HAKLARININ KORUNMASI ANAYASANIN TÜMÜNE EGEMEN BİR YAKLAŞIM OLMALIDIR.

İnsan hakları konusundaki hukuksallık, sadece iç hukuk kuralları ile değil ancak giderek artan bir biçimde uluslararası hukuk kuralları ile de sağlanmaktadır. Yargı mercii, önündeki anlaşmazlığa uygulanacak kurallar arasında sadece iç hukuk değil, uluslararası belgeleri de göz önünde tutmak zorundadır. Uluslararası İnsan Hakları Kuralları İç Hukuka Göre Üstündür. Uluslararası bağlayıcı ölçülere aykırı bir iç hukuk kuralı, bu anayasa da olsa, geçerlilik kazanamaz. İÇ HUKUK GENELDE VE HİÇ BİR AYRIM TANIMAKSIZIN ULUSLARARASI HUKUKLA UYUM İÇİNDE OLMALIDIR.

İnsan hakları uluslararası düzlemde kabul gören ve birinci kuşak, ikinci kuşak ve üçüncü kuşak insan hakları olarak üç ana sınıfta tanımlanmaktadır. Birinci kuşak insan hakları özgürlük isteminin yarattığı kişisel ve siyasal haklar; İkinci kuşak insan hakları eşitlik isteminin yarattığı ekonomik, sosyal ve kültürel haklar; üçüncü kuşak insan hakları ise dayanışma isteminin yarattığı topluluk haklarından oluştuğu savunulmaktadır.

İnsan haklarının tarihsel gelişimi

İnsan Hakları, insanoğlunun yerkürede ortaya çıkışı kadar eskidir. Tarihin değişik evrelerinde hak ve özgürlükler değişik biçimlerde dile getirilmiş ve savunulmuştur. Tarihten öğrendiğimiz ilk insan hakları düzeni Sümerler‘dedir. İşçi, usta, işveren ilişkisini düzenleyen yazılı tabletler bunun böyle olduğunu gösteriyor. Biçimi ne olursa olsun egemenliklere karşı, bu egemenliklerin şiddet, baskı ve sömürüsüne karşı bireysel ya da toplu direnişler, başka bir deyişle insan hakları mücadelesi de tarih boyunca kesintisiz devam etmiştir. Spartaküs, Romalı köle tacirlerine, Prometheus, mitolojik çağın tanrılarından ateşi çalarak tiranlığa karsı insanca başkaldırarak bu mücadelenin sembolü olmuşlardır.

Yakın çağın bireysel haklarla ilgili en önemli yazılı belgesi 1215 tarihli MAGNA CARTA (Yüce Ferman)dır. Kanunsuz tutuklamaları, mala el konmasını, keyfi vergi alınmasını yasaklamıştır. Yine İngiltere‘de anayasal düzenin temelini atan 1689 tarihli Yargı Güvenceleri (Bill of Rights) parlamento ve vatandaş haklarını belirlemiştir.

 

Thomas Jefferson tarafından 1776‘da yazılan on üç İngiliz sömürgesinin Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi (Virginia Haklar Bildirgesi) ise eşitliği, politik özgürlükleri, hükümet edenlerin sorumluluklarını düzenlemiştir. Bu beyanname, hükümetlerin halkın refahı için varolduğunu, güçlerini halktan aldıklarını belirtir.

Fransa‘da feodalitenin tasfiye edildiği ve şimdiki anayasal düzenin temelinin atıldığı 1789 Evrensel İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi özgürlükleri, mülkiyeti ve yasa önünde eşitliği güvence altına almıştır. Ünlü 16. maddesinde “hakların güvence altına alınması sağlanmamış, kuvvetler ayrılığı belirtilmemiş bir toplum anayasadan yoksun sayılır” ifadesi yer almıştır. Bildirge temel hakları özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve zulme karşı direnme olarak sıralamıştır. Yirminci yüzyıl ise insan hakları kavramının evrenselleşmesine tanıklık etmiştir. Bu yüzyılda insan hakları konusunda temel olarak bir evrensel bildirge ve üç bölgesel insan hakları sözleşmesi üretilmiştir.

İkinci Dünya savaşı ertesinde yayınlanan 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Birleşmiş Milletler, faşizmin insanlık ailesine yaşattığı dramatik deneylerden ve çektirdiği büyük acılardan sonra sosyalizmin de kazanımlarıyla tarihte yeni bir dönemin başladığına işaret ediyordu. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile birlikte BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi Dünya İnsan Hakları Anayasasını oluştururlar. Bildirge ve sözleşmeleri ile Birleşmiş Milletler insan haklarını koruma ve geliştirmenin yegane dünya forumunu oluşturur. İnsan hakları BM‘nin çeşitli organlarında gözetilse de, insan hakları alanında karar üreten asıl organ İnsan Hakları Komisyonu‘dur. Türkiye‘nin de dahil olduğu 53 ülke temsilcisinden oluşan komisyonun işkence ile ilgili özel bir raportörü ve merkezi Cenevre‘de bulunan İnsan Hakları Merkezi bulunmaktadır. Sivil toplum kuruluşları BM‘nin insan hakları ve benzeri kurumlarında toplantılara katılabiliyor ve görüş bildirebiliyorlar.

 

İlk bölgesel sözleşme Avrupa Konseyi tarafından 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe konulan ve insan haklan kurallarının oluşturulması ve uygulanmasında en önemli yeri işgal eden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir (AİHS). Bu Sözleşmeye bağlı sekiz protokol imzalanmış ve altısı yürürlüğe girmiştir. Avrupa Konseyi insan hakları alanında işlev görecek Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası düzlemde bağlayıcı kararlar üreten organlar oluşturmuştur.

1890 yılında oluşturulan Pan-Amerikan birliği 1948 yılında ABD‘nin imza koymadığı Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) halini aldı. Bu örgütlenme içinde İnsan Hakları Amerikan Devletleri Arası Komisyonu ve Amerikan Devletleri Arası İnsan Hakları Mahkemesi oluşturuldu. 18 Temmuz 1978 tarihinde yürürlüğe giren Amerikan Sözleşmesi ve Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Beyannamesi, Güney Amerika ve Karayip adalarında hukuk devleti ve insan haklarına saygıyı sağlama işlevini sürdürüyor. 82 maddelik sözleşme AIHS ve BM Medeni Haklar Sözleşmesi‘nden izler taşır.

Avrupa ve Amerika örgütlenmelerinin ardından üçüncü bölgesel örgüt olarak 3 Eylül 1963 tarihinde Afrika Birliği Örgütü (ABÖ) yürürlüğe girmiştir. ABÖ Şartı‘nın başlangıç bölümünde tüm halkların kendi geleceklerini belirlemede devredilemez hakları vurgulanmıştır. Afrika halklarının özgürlük, adalet, eşitlik ve onurunu zorunlu hedefler olarak belirlemiş, halklar arasında kardeşlik ve dayanışma ile anlayış ve işbirliğine değinilmiştir. Barış, güvenlik, bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğüne bağlılık, yeni sömürgeciliğe karşı mücadele, devletlerarası işbirliği ortak hedefler olarak saptanmıştır. ABÖ, 21 Ekim 1986 tarihinde de Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi‘ni yürürlüğe koymuştur. Bu sözleşme medeni ve siyasal hakların yanı sıra, ekonomik ve sosyal haklar ve halkların haklarına da yer vermiştir. Sözleşme ile birlikte Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu kurulmuş ancak mahkeme süreci düzenlenmemiştir. 68 madde içeren ve AİHS, BM Medeni Haklar ve yine BM Ekonomik Haklar Sözleşmelerinden etkiler taşıyan bu sözleşmenin diğerlerinden farkı birinci ve ikinci kuşak hakların yanı sıra üçüncü kuşak hakları da düzenlemesidir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa sınırlarını belirleme ve Doğu-Batı ilişkilerini geliştirme amacıyla 33 Avrupalı ülke, ABD ve Kanada 1975 yılında Helsinki‘de Helsinki Sonuç Belgesini imzalayarak Helsinki sürecini bir diğer deyişle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sürecini başlattı. Batı ülkeleri için temel insan haklarının güvence altına alınması amacını taşıyan süreç, Avrupa‘daki etnik gerilimler, milliyetçi tartışmalar ve Doğu Avrupa ülkelerinde ve eski Sovyetler Birliği‘nde demokrasiyi geliştirme gibi konuları da çalışma alanı içine almıştır.

AGİK süreci 1989 Viyana Belgesine kadar, Helsinki Danışmalarında saptanan üç temel gündem maddesi üzerinde gelişmiş, Viyana Belgesi ve özellikle Yeni Avrupa için Paris Şartı‘nın (Kasım 1990) imzalanmasından sonra ise AGIK‘in gündemi önemli ölçüde değişmiştir. Helsinki Sonuç Belgesi‘nde insan hakları da ele alınmakta ve “düşünce, inanç, din ve vicdan özgürlüğü de dahil olmak üzere insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı” başlığını taşıyan VII. ilke çerçevesinde düzenlenmiştir. AGİK süreci Paris Şartı ile birlikte bir görüşme sürecinden kurumsallaşmış bir yapıya doğru dönüşmeye başlamıştır. AGİK belgeleri, Sonuç Belgesi‘nden başlayarak insan haklarına ilişkin uluslararası belgelere göndermede bulunarak katılan devletleri bunlara uymaya ve taraf olmaya çağırmaktadır. Sonuç belgesi katılan devletlere insan hakları ve temel özgürlükler alanında BM Anlaşması‘nın amaç ve ilkeleri ile Evrensel Bildirge‘ye uygun davranma, ayrıca bu alandaki uluslararası bildirge ve anlaşmalarda tanınan yükümlülüklere uyma üstlenimi getirmektedir. Paris Şartı demokrasiyi, katılan devletlerin uluslarının tek yönetim biçimi olarak ilan etmektedir, “ideolojik boyutunu insan haklarının oluşturduğu bu modelin siyasal temelini özgür seçimler, hukuksal temelini hukuk devleti, ekonomik- temelini de pazar ekonomisi oluşturmaktadır”. AGİK, Eylül 1991 tarihinde Moskova Belgesi‘ni de yayınlayarak gerektiğinde ciddi insan hakları ihlallerinin olduğu üye ülkeye inceleme heyeti göndermeyi öngörmüştür. Sekretaryası Prag‘da bulunan teşkilatın Viyana İhtilaftan Korunma Merkezi, Varşova Demokratik Kurumlar ve insan Hakları Bürosu gibi kurumları bulunmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının pek katılamadığı AGİT sürecinde oluşturulan kurumlar, AGİT‘in bakanlar konseyinin politik yönlendiriciliğinde ve AGİT parlamenterler meclisinin denetiminde çalışmaktadırlar.

 

 

Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
ABD SURİYE’Yİ NEDEN VURDU

Öncelikle bilinmesi gereken temel bir kural varki, Uluslar arası İlişkilerde devletlerin hiçbir duygusallık, dindaşlık gibi konulara kapılıp hareket etmeyeceğidir. Hele...

KENT PLANLAMASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

KENT PLANLAMASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM   Kentler sadece yapılardan oluşmamaktadır.Kentlerde aynı organizmalar gibi doğar, büyür,yaşar ve ölür.Gelişim süreçleri olduğu gibi...

KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ: BÜYÜK TAARUZ

26 Ağustos – 18 Eylül 1922 Sakarya zaferinden sonra yapılan müzakerelerde barışçı yollardan kurtuluşu sağlamanın mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle...

Kapat
ücretsiz ilan